Üç aylık bir gözlem süreci, CEO‘lar, Olimpiyat sporcuları ve yenilikçi araştırmacılar ile geçirdiğim zaman diliminde, disiplin kavramının ne denli farklı algılandığını ortaya koydu. Bu süreçte, verimlilik ile meşgul olma durumunun aslında birbirinden ne kadar uzak olduğunu anladım. Öne çıkan bu deneyim, iş dünyası ve spor alanındaki başarı kriterlerini sorgulamama sebep oldu.
Gözlemlerim sırasında, birçok CEO‘nun günlerini nasıl organize ettiğini ve zamanlarını nasıl yönettiğini izledim. Çoğu zaman, üst düzey yöneticilerin karşılaştığı zorluklar, hızlı karar alma ve stratejik düşünme gerekliliği ile birleşiyor. Ancak, bu yöneticilerin çoğu, yaptıkları işlerin gerçekten verimli olup olmadığını sorgulamaktan uzak duruyorlar. Zamanlarının büyük bir kısmını meşguliyetle geçiriyor, ama bu durumun gerçekte neye hizmet ettiğini pek sorgulamıyorlar.
Olimpiyat sporcuları ile olan deneyimlerim ise oldukça ilginçti. Onların hayatı, belirli bir disiplini ve düzeni sürdürme üzerine kurulu. Ancak, burada da dikkat çeken nokta, bu disiplinin yalnızca bir meşguliyet biçimi olmaktan öteye gitmesi gerektiği. Sporcular, antrenman programlarını ve beslenme alışkanlıklarını titizlikle planlıyor, fakat bu planlamanın ardında yatan gerçek amacın, performanslarını artırmak olduğunu unutmamak gerekiyor.
Yenilikçi araştırmacılarla geçirdiğim süreçte ise, bu durum daha da belirgin hale geldi. Araştırmacılar, projelerine ve hipotezlerine odaklanarak, zamanlarını daha verimli bir şekilde kullanma çabası içerisindeler. Ancak, burada da meşguliyetin verimlilikle karıştırıldığı birçok örnekle karşılaştım. Bilimsel çalışmaların çoğu, gerçek bir katkı sağlamaktan çok, süreklilik arz eden bir çalışma döngüsü içerisinde kaybolabiliyor.
Sonuç olarak, bu gözlemlerim bana, iş dünyasında ve spor alanında başarıya ulaşmanın, yalnızca meşguliyetten ibaret olmadığını gösterdi. Gerçek verimlilik, odaklanma ve amaç belirleme ile ilişkilidir. Disiplin, sonuç odaklı bir yaklaşım benimsendiğinde anlam kazanıyor. Bu deneyim, zaman yönetimi ve verimlilik konusundaki algılarımızı yeniden gözden geçirmemiz gerektiğini ortaya koyuyor. İlerleyen dönemlerde, bu konudaki farkındalığın artması, başarıyı daha anlamlı hale getirebilir.

