Sağlıkta yapay zekâya yeni yatırım: 6 milyon dolarlık güven oyu
Sağlık alanında klinik araştırmalara hasta bulmak aylar sürebiliyor ve hekimler zamanlarının büyük bölümünü idari işlere ayırmak zorunda kalıyor. Buna karşın bugüne kadar geliştirilen pek çok tıbbi yapay zekâ aracı, kararlarının nasıl oluştuğunu açıklamayan birer “kara kutu” gibi çalıştığı için düzenleyici kurumlar nezdinde sınırlı güven görüyor.
İşte bu sorunu çözmeyi hedefleyen Health Universe, klinik araştırma süreçlerini hızlandıran ve tamamen izlenebilir, açıklanabilir yapay zekâ modelleri geliştirmesiyle öne çıkıyor. San Francisco merkezli girişim, kurucusu Dan Caron liderliğinde, ünlü yatırım fonu Kleiner Perkins’ten 6 milyon dolarlık erken aşama yatırım aldı.
Regülatörlerin “okuyabildiği” yapay zekâ
Health Universe’in geliştirdiği platform, klinik araştırma protokollerini ve hasta kayıtlarını işleyerek, uygun hastaları otomatik olarak eşleştirmeye odaklanıyor. Girişimin farkı ise, yapay zekâ modellerinin verdiği her kararın geriye dönük olarak izlenebilmesi ve tıbbi gerekçeleriyle birlikte açıklanabilmesi. Böylece hem denetleyici kurumlar hem de hastanelerin etik kurulları, sistemin hangi veriye dayanarak öneride bulunduğunu adım adım görebiliyor.
Şeffaflık odaklı bu yaklaşım, özellikle ilaç geliştirme süreçlerinde kritik önem taşıyor. Klinik araştırmalarda hasta bulma süresinin kısalması, yeni tedavilerin pazara daha hızlı ve maliyet etkin şekilde ulaşmasını sağlayabilir.
Doktorların idari yükünü hafifletmeyi hedefliyor
Platform, yalnızca hasta eşleştirmeyle sınırlı kalmıyor. Doktorların doldurmak zorunda olduğu formlar, uygunluk kriterleri ve raporlama süreçleri de otomatikleştiriliyor. Böylece hekimlerin idari işlere harcadığı zamanın azaltılması ve hasta bakımına daha fazla odaklanabilmeleri amaçlanıyor.
Health Universe, aldığı yeni yatırımla mühendislik ekibini büyütmeyi, daha fazla hastane ve araştırma merkeziyle iş birliği yapmayı ve yapay zekâ modellerinin farklı terapi alanlarına uyarlanmasını planlıyor. Şirket, sağlıkta yapay zekâ kullanımının yalnızca doğruluk oranlarıyla değil, aynı zamanda şeffaflık ve denetlenebilirlikle ölçülmesi gerektiğini savunuyor.

