Parkinson hastalığında erken uyarı: Koku kaybına dikkat
Biruni Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi Nöroloji Uzmanı Doç. Dr. Demet Aygün Üstel, Parkinson hastalığının toplumda çoğunlukla el titremesi ve hareketlerde yavaşlama ile bilindiğini, ancak bu tablo ortaya çıkmadan yıllar önce bazı ince işaretlerin görülebildiğini belirtiyor. Uzman, özellikle kalıcı koku kaybının hastalığın en erken ipuçlarından biri olabileceğine dikkat çekiyor.
Tipik belirtilerden önce gelen gizli sinyaller
Parkinson, beyinde dopamin üreten hücrelerin hasarıyla ortaya çıkan, ilerleyici bir sinir sistemi hastalığı olarak tanımlanıyor. Üstel’e göre, titreme, kaslarda katılık ve hareketlerde yavaşlama gibi motor belirtiler gelişmeden önce şu şikayetler görülebiliyor:
- Uzun süredir devam eden koku alma duyusunda azalma veya kayıp
- İnatçı kabızlık ve sindirim problemleri
- Uyku sırasında ani sıçrama, tekmeleme, bağırma gibi davranışsal bozukluklar
- Depresif ruh hali, kaygı ve motivasyon düşüklüğü
- Ellerde hafif beceri kaybı, yazı karakterinde küçülme
Uzmanlar, bu belirtilerin tek başına Parkinson anlamına gelmediğini, ancak bir arada ve uzun süreli seyrettiğinde nöroloji değerlendirmesinin önem kazandığını vurguluyor.
Erken tanı yaşam kalitesini belirliyor
Üstel, erken tanının hem tedavi seçeneklerini genişlettiğini hem de hastalığın günlük yaşama etkisini azalttığını ifade ediyor. Uygun ilaç tedavisi, düzenli egzersiz ve yaşam tarzı düzenlemeleriyle hastaların uzun yıllar aktif ve bağımsız kalabildiği aktarılıyor.
Hangi durumda doktora başvurulmalı?
Uzmanlar, özellikle 50 yaş sonrası bireylerde açıklanamayan koku kaybı, yeni başlayan kabızlık, hareketlerde yavaşlama, küçük ve okunaksız hale gelen yazı, yüz mimiklerinde azalma gibi bulguların ciddiye alınmasını öneriyor. Bu tür belirtiler fark edildiğinde bir nöroloji uzmanına başvurulması, gerekirse görüntüleme ve ek testlerle ayrıntılı inceleme yapılması gerektiği belirtiliyor.
Parkinson görülme sıklığının yaşla birlikte arttığı, ancak yalnızca yaşlılık hastalığı olarak görülmemesi gerektiği hatırlatılıyor. Aile öyküsü olan, toksik maddelere maruziyet öyküsü bulunan veya travma geçiren kişilerde riskin artabileceği ifade ediliyor.
Uzmanlar, düzenli fiziksel aktivite, dengeli beslenme, kaliteli uyku ve beyni zihinsel olarak aktif tutan alışkanlıkların sinir sistemi sağlığını destekleyebileceğini, şikayeti olan kişilerin ise gecikmeden profesyonel yardım almasının önem taşıdığını vurguluyor.

